Geçmişten Günümüze Türk - Hindistan İlişkileri

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE VE HİNDİSTAN İLİŞKİLERİ

Türkler Anadoluyu yurt edinmeden önce yüzyıllar boyunca Asya’da yaşamış ve bu coğrafyada bulunan diğer milletler ile kültürel etkileşime girmişlerdir.Tarihte sürekli bir devlet geleneğine sahip olarak kadim milletlerinden birisi olmuşlardır.

Asya’da Doğu ile Batı alemini birbirlerine bağlayan ve yüzyıllarca medeniyet mihveri olan İpek Yolundaki yerleri fethetmişler, burayı ana yurt haline getirmişlerdir.

Bulundukları zaman ve mekanın şartlarına göre egemenliklerini pekiştirmişler ve bir kısmı sonrasında daha batıya gelerek Türk-İslam Medeniyetini kurmuşlardır.

Bu sebeplerle günümüzde Türkiye’de yaşayan Türklerin haricinde Asya’da bir çok soydaşımızın yaşadığı Türk Yerleşimleri ile bağlı veya bağımsız bir çok Türk Devleti bulunmaktadır. Tarihte herhangi bir olgu birden bire ortaya çıkmaz.

Yaşanan her an geçmişin bir sonucudur ve onun özünde sakladığı gibi geleceğe ait bir takım ipuçları da verir.Değişen küresel şartlar ve tarihi arka plan dahilinde kültürel ,siyasi,sosyal ve iktisadi bağlarımız bulunan Asya ülkeleri ile hem maddi hem manevi ilişkilerimiz sebebiyle daima dostane bir politikamız olmuştur.

**OSMANLI DÖNEMİNDEKİ İLİŞKİLERİMİZ:

Osmanlı Devleti ile Hindistan Müslümanları arasındaki ilişkilerin Fatih Sultan Mehmet döneminde başladığını,fethin hemen ardından Hindistan Müslümanlarının elçiler vasıtasıyla, Fatih’e mektuplar ve hediyeler gönderdiğini biliyoruz.Yavuz Sultan Selimin Ridaniye seferinin ardından halifeliğin Osmanlı’ya geçmesiyle Hindistan-Osmanlı ilişkileri hızlı bir şekilde ilerledi.16.yüzyılda İspanya ve Portekizlilerin etkinliğinin coğrafi keşiflerin yapıldığı dönemde Orta Asya’ya kadar uzandığını bu dönemde Hindistan Müslümanlarının da Kanuni Sultan Süleyman’dan yardım istediğini biliyoruz. Kanuni ilk etapta 2000 kişilik ilk donanmayı 1531 de Diu’ya gönderdi. Ardından önemli miktarda donanma daha sevk etti bu Müslüman coğrafyaya sefer sürecinde ve sonrasındaki düzensizlikler nedeni ile Osmanlının Hint Deniz seferlerinin başarısız olduğunu ,fakat halifenin yardım sürecindeki istekliliğinin Hindistan Müslümanlarını osmanşı Devletine daha çok bağladığını söylüyor. Tüm islam dünyasında en çok yardımı gönderen Hintli Müslümanlar olmuştur.

  1. Selim döneminde ise Hindistan artık daha farklı bir konumdadır.Zira bu coğrafyada artık sömürge amaçlı İngiltere var. İngiliz Sermayesinin etkili olmaya başladığı bu coğrafyada ,İngilizler Osmanlı Sultanında halife sıfatıyla Tipu Sultanın işlerini kolaylaştırmaları adına bazı nasihatlerde bulunmalarını istedi.Her ne kadar Osmanlını zayıflamış olsa da Hindistan Müslümanları üzerinde ciddi bir nüfuzu olduğunu bilmekteyiz. İlerleyen yüzyıllarda İngiliz Sermayesinin etkinliğiyle birlikte İngiliz Kültürü de Hindistanda etkili olmaya başladı. 1836 ‘da Hindistan’da İngilizce resmi dil ilan edildi. Kültürel çalışmalar ve misyonerlik kapsamında çok sayıda okul açıldı. İngilterenin Hindistandaki egemenliği arttıkça,Hintli Müslümanların cahil ve bilgisiz kalması yönünde adımlar atmasıdır.

19.yüzyıl Osmanlı Devletinin dağılma dönemine tekabül etmektedir. Özellikle Rusyanın sıcak denizlere inme politikası çerçevesinde Rus-Osmanlı savaşları olmuştur. Hintli Müslümanlar bu dönemde halifeliye bağlılık gösterip,aralarında topladıkları 124.843,- Osmanlı lirasını başkente savaş yardımı olarak göndermiştir.Özellikle kadınlar mücevherlerini satıp,Osmanlı adına düzenlenen  kampanyaya destek olmaya çalışmışlardır. Tüm islam dünyasında en çok yardımı gönderen Hintli

Müslümanlar olmuştur. Bu savaş döneminde Hindistanda yaklaşık 6 milyon Müslümanın açlık ve kuraklıktan hayatını kaybettiğini ve buna rağmen osmanlıya yardım etmeye devam etmişlerdir.

2.Abdülhamit tahttan indirildiği döneme kadar Hintli Müslümanlarla Osmanlı ilişkisinin İslamcılık vurgusu çerçevesince iyi olmuştur. Fakat İttihat ve Terakkinin iktidara geçmesiyle bu ilişkiler bozulmuştur.Hintli Müslümanların İtc’ye ve politikalarına şüpheyle yaklaşması İngilizlerin hareket alanını her anlmada arttırmıştır. Fakat bu şüpheci yaklaşımların ilişkileri kesmediğini ,hatta 1911 Trablusgarp savaşında Hindistan Müslüman Birliğinin tüm İtalyan mallarının boykot edilmesi çağrısında bulunulmuş ve çağrınında karşılık bulduğu tarihte yer almıştır.

Hintli Müslümanlar Balkan savaşlarında ise Türkiyeye tekrar bağlılıklarını göstermişlerdir. Hatta Hintli Müslüman bir anne Osmanlı Devletine yardım etmek için yeni doğmuş bebeğini satışa çıkarmıştır. Bu olay tarih sayfalarında yerini almıştır.

1.Dünya Savaşında ise Hintli Müslümanların tavrını dönemin ileri gelenlerinden Muıhammed Ali ve Dr.Ensari belirledi.Bu önemli isimler Talat Paşaya bir mektup gönderdi.Mektupta<<Durumu büyük bir dikkatle değerlendirdikten sonra ,eğer Türkiye tarafsız kalmaz ise sonucun Türkiye ve bütün islam dünyası için bir felaket olacağına inanıyoruz.Sizden savaşa karar vermeden önce bin defa daha düşünmenizi diliyoruz .İngiltere ile Türkiye arasında bir savaş olursa,bizde çok acınacak bir durumda olacağız.>>diyerek İngilizelerin bölgedeki kesin hakimiyetini gösterdiğine işaret etmektedir.

Dünya Savaşının ardından Osmanlı Devleti Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında işgale uğradı. Bu dönemde de Hintli Müslümanların Mustafa Kemalin yardım içeren mektubunun ardından boş durmayıp yine kendi aralarında para topladıklarını,bu parayıda Anadolu’ya Mustafa Kemal’in Kurtuluş Mücadelesine katkı olsun diye göndermişlerdir. Halifeliğin kaldırılmasına karşı çıkan Hintli Müslümanların bir kısmı Mustafa Kemalin halife olmasını çok istediler. Hatta bununla ilgili bir sürü ve çeşitli görüşmelerde bulundular.Lakin Mustafa Kemal buna karşı çıkmıştır. Hintli Müslümanların bu coğrafyayla ilişkisinin Osmanlı’nın yükselme dönemiyle başladığını ve günümüze kadar azalarak devam etmiştir.

Atatürk’ün kurduğu modern laik devlet sistemi Hindistan tarafından da benimsenmiştir.

**CUMHURİYET DÖNEMİ :

Kurtuluş savaşı sonrasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile de yapılan anlaşmalar ve ziyaretler şeklinde ilişkiler sürdürülmüştür.Atatürk Döneminde Türkiye-Hindistan ilişkileri ,oldukça samimi ve dostça devam etmiştir.

Türkiye’nin Batı İttifakı içinde bulunduğu Soğuk Savaş döneminde Hindistan’ın Bağlantısızlar Hareketi içinde yer alması(1950-1971) nedeniyle ikili ilişkiler istenen düzeye ulaşamamıştır. Bağlantısızlık, ülke içi çekişmelerin kontrolden çıkmasının engellenmesi ve ekonomik gelişim programlarının sürdürülebilmesi açısından Hindistan‘a bir faaliyet sahası yaratmıştır.Bağlantısızlık, Hindistan açısından çok akılcı bir politika olmuştur. Bu sayede hem ABD’nin hem de Rusya’nın yardımını alabilen Hindistan, dünyada çok önemli bir ekonomik ve askeri güç olmuştur. Bu dönemde Türkiye’nin ABD ve Batı bloğuna yakın, Sovyet Rusya’ya karşıt olmasına rağmen Hindistan her iki bloğa da mesafeli olması ve bağlantısız hareketi içinde olması iki ülke ilişkilerinin gelişmesini engelleyen bir etken olmuştur.Bir diğer etken Hindistan ve Pakistan arasında yaşanan sorunlardır.

Türkiye’nin, Pakistan’ın yanında yer alması Türkiye-Hindistan ikili ilişkilerinin daha mesafeli olmasına neden olmuştur.Ancak bu dönemde ilişkiler genel olarak olumlu bir seyir izlemiştir.

Hindistan’ın 1947 yılında bağımsızlığına kavuşmasından sonra Türkiye ile diplomatik ilişkileri de gelişmeye başlamıştır. 2 Mart 1948’de Hindistan Hükümeti Dewan Chaman Lall’i Türkiye’deki ilk Hindistan elçisi olarak atamıştır. Türkiye’nin Hindistan Büyükelçiliği ise 8 Temmuz 1948’de faaliyete başlamıştır.

Bunlara rağmen iki ülkenin yakınlaşması yönünde politik açıdan çeşitli gelişmeler yaşanmıştı. Taraflar arasında 1952’de bir dostluk anlaşması yürürlüğe girmişti. Öte yandan Hindistan Parlamentosu’nun 1952 sonlarındaki daveti üzerine, 1953’ün ilk aylarında TBMM temsilcilerinin Hindistan gezisi gerçekleşmişti. 1960 Mayıs’ında Hindistan Başbakanı Jawaharlal Nehru, Türkiye’yi ziyaret etmişti. 1960’lı yılların ortalarından itibaren gerek Cumhuriyet Senatosu’nda gerekse TBMM’nde iki ülkenin işbirliği çizgisinde Parlamentolararası Türk-Hindistan Dostluk Grupları kurulmuştu. Başbakan Turgut Özal’ın 1986 yılındaki resmi ziyaretiyle ilişkiler ivme kazanmıştı. Ardından Hindistan Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri T.S.K. Menon’un 1987’de gerçekleştirdiği Türkiye gezisi, ülkeler arasında geleceğe dönük olumlu bir atmosfer oluşturacaktı. 1980’li yıllar da olduğu gibi 1990’larda ve 2000 yılında da cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık seviyesindeki karşılıklı ziyaretlerle ilişkiler güçlendirilmeye çalışıldı. Sonuç itibariyle iki ülke tarihsel ve kültürel açılardan geçmişte uzun bir temas sürecine sahip olmalarına rağmen, Türk-Hint ilişkileri Hindistan’ın bağımsızlaşmasından 2000 yılına kadar, özellikle 1980’li ve 1990 yıllarda siyasal açıdan gelişmekle birlikte beklenen düzeye ulaşamamıştır.

Hindistan  yumuşak  güç  açısından  inanılmaz  çeşitliliğe  sahip  bir  ülke  olsa  da  bu  ülkenin  gerçek yumuşak güç kaynaklarını ve bu kaynaklardan hangilerinin Hindistan’ın küresel statüsünü güçlendirmesine yardımcı  olduğunu  belirlemek  zor  olabilir. Buna  rağmen  Hindistan  da  diğer  devletler  gibi  bu  gücünün farkındadır ve bu gücünü kullanmaktadır. Hindistan’ın yumuşak güç araçlarını şöyle sıralayabiliriz.

Öncelikle  Hindistan’ı  “tanrıların  ülkesi”  olarak  tanımlayabiliriz.  Dünyanın  büyük  dinlerinden

bazıları, (Hinduizm, Budizm, Jainizm ve Sihizm) bu topraklarda doğmuştur. Budizm, Hindistan’dan Çin’e ve ötesine yayılmış ve eski çağlardan beri sürekli bir fikir alışverişine yol açmıştır. Hindistan’ın Çin, Japonya, Güney Kore ve Singapur ile ortaklaşa Uluslararası Nalanda Budist Üniversitesi’ni yeniden inşa etme önerisi, bu  tarihi kültürel  bağların  kanıtıdır.  Bunun  yanında Hıristiyanlık,  Roma’ya  ulaşmadan  önce  Hindistan’a ulaşmış  ve  ülkedeki  İslami  güçlerin  tarihsel  varlığı  nedeniyle  İslam  da  yaygın  olarak  uygulanmıştır.

Hindistan’dan gelen vaizler, Asya’daki İslami değerleri Singapur ve Malezya’ya yaymışlardır. Ticaret yolları boyunca kurulan bu türden tarihsel, kültürel ve dini bağlar, bugün de Hindistan’ın dış politikasını belirleyen önemli unsurlar arasındadır.

Hindistan’ın etnik çeşitliliği göz önünde bulundurulduğunda, bu yumuşak gücü kültürel çekiciliğini

arttırmak  ve turizmi  canlandırmak  için  kullanmakta  çok  fazla  potansiyele sahiptir  diyebiliriz.  Çünkü  bu özelliğiyle Hindistan bir ülke değil neredeyse bir kıta olarak adlandırılmaktadır. Hindistan ayrıca eğitim ve sağlık için küresel  bir  merkez olma potansiyeline  de  sahiptir. Hindistan’ın doktorları, mühendisleri,  bilim insanları ve  yazılım  uzmanları uluslararası toplumun ilk  tercihi  olmakta ve Hint  eğitimi,  yüksek  kalitede bulunmaktadır. Hindistan’ın düşük öğrenim harçları, düşük yaşam maliyeti ve İngiliz dilinin sağlam varlığı ile öğrencileri çekmede avantajlara sahiptir. Hindistan sağlık sektörü de hızlı bir şekilde büyümekte ve 2020 yılına  kadar  280  milyar  dolarlık  bir  endüstri  haline  gelmesi  beklenmektedir.  Hindistan  hızlı  ve  uygun maliyetle kaliteli sağlık arayan turistler için bir çekim merkezi haline gelmektedir.

Hindistan’ın  film  endüstrisi,  muhtemelen  Hint kültürünü  yaygınlaştırmak için  en geniş  kapsamlı

alandır. Bollywood gibi dünya çapında kültürel ürünlerin başarılı bir şekilde ihracatı (1930’lardan beri Hint filmleri  ihraç  edilmektedir  ve  bugün  Bollywood  3.5  milyar  dolarlık  bir  sanayiye  dönüşmüştür),    Hint kültürüne dair farkındalığın artmasına ve mevcut kalıplaşmış değerlerin değiştirilmesine yardımcı olurken, bugün Çin’in yanı sıra,  Hindistan Batı kültürel değerlerine en dinamik alternatiflerden birini sunmaktadır.

Dünyanın  en büyük  film  endüstrisi  olan  ve  yılda  binden  fazla  filmin  çıkışıyla  Bollywood, Hollywood’u geride bırakmaktadır. Uydu TV ve internet sayesinde Bollywood filmleri ve Hint dizileri, büyüyen küresel bir kitleye ulaşmış ve Hint kültürünü tanınır hale getirmiştir.

Uzun soluklu  demokratik  ve  çoğulcu bir  siyasi sistemin  kurumsal modeli  olan Hindistan’ın örnek

demokrasisi, çoğu  sömürgeleştirilmiş ülkeler  için eşi görülmemiş,  güçlü  bir yumuşak  güç  kaynağı olarak görülebilir.  Soğuk  Savaşın  ardından  demokrasi,  insan  hakları  ve  piyasa  ekonomisine  yönelik  reformlar konusundaki  yeni  uluslararası  fikir  birliği,  Hindistan’ı  örnek  ülke  haline  getirmiştir.  Hindistan’ın demokrasisinin 60 yıldan fazla bir süredir devam etmesi, çeşitliliğe rağmen birliğin demokratik bir formatta mümkün olduğunu ve Batı siyasal sistemlerine kurumsal bir alternatif olabileceğini göstermiştir. Dünyanın çoğu Hindistan’ı şiddet içermeyen, hoşgörülü ve çoğulcu bir demokrasi olarak görmektedir.

Nasıl Yardımcı Olabiliriz?

İletişim formunu doldurarak ve telefonlarımızı arayarak bize ulaşabilirsiniz.

Dernek Etkinlikleri

Bursa Gezisi
  • 2 Ekim 2018
  • Bursa
Ekim Ayı Toplantısı
  • 10 Ekim 2018
  • İstanbul, Türkiye
Ankara Ziyareti
  • 20 Haziran 2019
  • Ankara, Türkiye
Keşan Gezisi
  • 3 Kasım 2019
  • Keşan, Edirne

Haberler